murattunalı.

Çeviri mi, yerelleştirme mi.

Çeviri metni bir dilden diğerine aktarır; yerelleştirme ise içeriği hedef pazarın kültürüne, alışkanlıklarına ve arama diline uyarlar.

İki terim sık birbirinin yerine kullanılıyor ama farkları maliyet ve sonuç açısından belirleyici. Çevrilmiş bir site anlaşılıyor; yerelleştirilmiş bir site o pazara ait hissettiriyor — ve arama sonuçlarında görünüyor.

Fark en net anahtar kelimelerde ortaya çıkıyor. Bir hizmetin Türkçe adı doğrudan çevrildiğinde, hedef pazarda kimsenin aramadığı bir terim üretebiliyor. Çeviri doğru, sonuç görünmez.

Neler yerelleştirilir

  1. Arama terimleri — o pazarda gerçekten aranan kelime, kelimesi kelimesine çeviri değil.
  2. Hitap biçimi — resmî mi samimi mi? Almancada bu bir zorunluluk; seçim yapılmadan cümle kurulamıyor.
  3. Örnekler ve referanslar — yerel kitlenin tanıdığı isimler ve durumlar.
  4. Ölçü birimleri ve biçimler — tarih, saat, sayı ayracı, para birimi.
  5. Yasal metinler — her pazarın kendi mevzuatı; çeviri yetmiyor.
  6. Görseller — metin içeren görseller her dilde ayrı üretilmeli.
  7. İletişim beklentisi — bazı pazarlar telefon bekliyor, bazıları form.

İkinci madde Almanca için özellikle kritik ve teknik bir karar gerektiriyor: resmî hitap mı samimi hitap mı? Karar bir kez veriliyor ve tüm metne yayılıyor; ortada bırakılamıyor.

Bu sitede Almanca metinler resmî hitapla yazıldı ve bu, dosyalarda bir not olarak kayıtlı. B2B bağlamda beklenen biçim bu — ve tutarlılık, tek tek cümlelerden daha çok fark yaratıyor.

Makine çevirisi nerede durur

Makine çevirisi son yıllarda belirgin biçimde iyileşti ve artık bazı içerik türleri için makul bir başlangıç noktası. Ama denetimsiz yayımlanması iki risk taşıyor.

Birincisi kalite riski: makine, alan terminolojisini ve marka dilini bilmiyor. Teknik bir metinde doğru görünen ama sektörde kullanılmayan bir terim üretebiliyor — ve o terim hem okuyucuya hem arama motoruna yanlış sinyal veriyor.

İkincisi güven riski ve daha ciddi: hatalı bir Almanca sayfa, o pazardaki bir müşteriye özensizliği anlatıyor. Teknik bir SEO sorunu olmadan önce bir itibar sorunu.

Makul yaklaşım hibrit: makine çeviriyi taslak olarak üretiyor, insan denetliyor ve terminolojiyi düzeltiyor. Maliyet sıfırdan çeviriden düşük, kalite denetimsiz makineden yüksek.

Bu sitede aynı ilke uygulanıyor ve kayda geçiyor: çevrilmiş dizeler dosyada bir çeviri notuyla işaretli ve işveren onayı bekliyor. Hangi metnin insan tarafından doğrulandığı her zaman bilinebiliyor.

Hatalı bir Almanca sayfa, bir SEO sorunu olmadan önce bir itibar sorunudur.

Maliyet ve öncelik

Yerelleştirme çeviriden pahalı ve her sayfa için gerekli değil. Pratik yaklaşım, sayfaları etkilerine göre ayırmak ve yatırımı oraya yoğunlaştırmak.

  1. Dönüşüm sayfaları — hizmet, iletişim, teklif. TAM yerelleştirme; arama terimleri dahil.
  2. Ana sayfa — tam yerelleştirme; ilk izlenim burada oluşuyor.
  3. Bilgi içeriği — dikkatli çeviri yeterli olabilir; terminoloji doğrulanmalı.
  4. Yasal metinler — çeviri YETMEZ; her pazarın kendi mevzuatı var.
  5. Arşiv içeriği — çevrilmeyebilir; küme eksik dilleri hiç bildirmez.
  6. Otomatik üretilen metinler — bir kez yerelleştirilir, her yerde kullanılır.

Dördüncü madde bir uyarı taşıyor: gizlilik metni ve kullanım koşulları çeviri işi değil hukuk işi. Bir pazarın yasal metnini başka bir pazarınkinden çevirmek, o pazarın gerekliliklerini karşılamıyor olabiliyor.

Bu sitede yasal metinler üç dilde mevcut ama dosyada açık bir uyarı taşıyor: metinler hukukçu tarafından yazılmadı ve işveren onayı bekliyor. İçerdikleri her teknik olgu ölçülmüş — çerez yok, yerel depolama boş — ama hukuki yeterlilik ayrı bir soru ve kayda geçirilmiş.

Yasal metin çeviri işi değil hukuk işidir; bir pazarınkini diğerine çevirmek uyum sağlamaz.

Marka dili çeviride ne olur

Bir markanın tonu — resmî mi samimi mi, teknik mi anlatısal mı — çeviride en kolay kaybedilen şey. Çevirmen cümleleri doğru aktarıyor ama tonu taşımıyor, ve hedef dildeki metin başka bir markanın metni gibi okunuyor.

Bunu önlemenin yolu çevirmene bir ton kılavuzu vermek: hangi hitap biçimi, hangi cümle uzunluğu, hangi terimler kullanılacak ve hangileri kullanılmayacak. Kılavuz bir kez yazılıyor ve her çeviride kullanılıyor.

Terim sözlüğü de aynı işlevi görüyor: markanın kullandığı teknik terimlerin hedef dildeki karşılıkları bir kez kararlaştırılıp listeleniyor. Aksi hâlde aynı kavram üç sayfada üç farklı kelimeyle anlatılıyor.

  1. Hitap biçimi — resmî mi samimi mi? Almancada bu bir zorunluluk.
  2. Cümle uzunluğu — markanın ritmi korunmalı.
  3. Terim sözlüğü — teknik kavramların karşılıkları bir kez kararlaştırılır.
  4. Kullanılmayacaklar — hangi klişeler ve hangi pazarlama dili yasak?
  5. Örnek metinler — iyi bir çevirinin nasıl göründüğünü gösteren birkaç sayfa.

Bu sitede Almanca metinler resmî hitapla yazıldı ve karar dosyalarda not olarak kayıtlı. Tutarlılık, tek tek cümlelerin kalitesinden daha çok fark yaratıyor — çünkü ton kayması bir okuyucunun ilk fark ettiği şey.

Kapanışta bir ölçü: yerelleştirme sonsuz derinleştirilebilir bir iş ve bir noktada durmak gerekiyor. Durma noktası şu soruyla bulunuyor — bu farklılaştırma, o pazardaki bir müşterinin kararını değiştirir mi? Değiştirmiyorsa yatırım oraya gitmemeli. Para birimi biçimi kararı değiştiriyor; bir görselin renk tonu genelde değiştirmiyor.

Bir de tersinden bakalım: yerelleştirmenin fazla yapıldığı durumlar da var. Her pazar için ayrı marka anlatısı, ayrı görsel dil ve ayrı ton kurmak, markanın tanınırlığını dağıtıyor — kullanıcı iki pazarda iki farklı şirket görüyor.

Doğru denge, çekirdeği sabit tutup kabuğu uyarlamak: marka kimliği, ton ve görsel dil ortak; terimler, örnekler ve biçimler yerel. Bu ayrım net tutulduğunda hem tanınırlık hem yerellik korunuyor.

Son bir maliyet notu: yerelleştirme bir kerelik bir yatırım değil, sürekli bir yük. Kaynak içerik güncellendiğinde yerelleştirilmiş sürümlerin de güncellenmesi gerekiyor — ve o yük, ilk çevirinin maliyetini birkaç yılda geçiyor. Karar verilirken hesaba katılması gereken asıl sayı bu.

KAYNAKLAR